İslam’ı, en saf ve muteber, ana kaynaklarından dosdoğru öğrenmeğe; Kur'an-ı Kerim’i, Hadîs-i Nebeviyi en iyi tarzda anlamağa daimi gayret gösteriniz. Bid'atten, hurafeden, temelsiz bilgiden, bâtılı hak veya hakkı batıl sanma tehlikesinden şiddetle sakınınız...

  • Arkadaşlarım
  • Hazirane 10, 2009

    Alevîlik Anlayışımız

    Alevîlik konusu aktüalite ifadesi olarak alınmamalı, Hazret-i Ali efendimize mensûbiyet olarak değerlendirilmelidir. Büyük sosyal önemi vardır. Bu konuda ilme dayalı, araştırmaya dayalı, salâhiyetli, sağlam bilgiler konuşulmaya başlanmalıdır ve bunun memleketimize, halkımıza fayda sağlayacak, mutluluk getirecektir.

    Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN

    Alevîlik konusunun -Aleviliği ben aktüalite ifadesi olarak almıyorum, Hazret-i Ali Efendimiz'e mensûbiyet olarak değerlendiriyorum- bizim için büyük sosyal önemi olmasıdır. Yâni önemli bir konudur. Bu konuda ilme dayalı, araştırmaya dayalı, salâhiyetli, sağlam bilgiler konuşulmaya başlanmalıdır diye düşünüyoruz. Ve bunun memleketimize, halkımıza fayda sağlayacağını, mutluluk getireceğini düşündüğümüz için yapıyoruz.

    Bendeniz kardeşiniz, Hazret-i Ali Efendimiz'le ırken ilgisi olan bir kimseyim. Ecdadımızın onun soyundan geldiği ifade edilir. Binâen aleyh onun evlâdından oluyoruz. O bakımdan Hazret-i Ali ile ilgili, ona muhabbet duyan insanlar bizim hürmetimizi çekiyor, dikkatimizi çekiyor. Onlarla ilgilenmemiz tabii oluyor.

    Ayrıca tasavvuf yönünden de bizim Nakşî tarikatının ilk ismi bir rivayete göre --zikr-i hafiyi tercih etmiş bir yol olarak-- Ebûbekir Sıddîk Efendimiz'dir; ama silsilemizin bir ucu da, bir kolu da Hazret-i Ali Efendimiz'e, oradan Peygamber Efendimiz'e bağlanır.

    Binâen aleyh, Peygamber Efendimiz'in evlâdı olan, Hazret-i Ali Efendimiz'in, Fâtıma Validemiz'in -rıdvânullahi aleyhim ecmaîn- evlâdı olan bütün imamlar, tasavvuf yönünden de bizim samîmî olarak bağlandığımız kimselerdir.

    Ülkemizde bu ismi alan hatırlı önemli bir zümre var, kalabalık bir grup var... Alevî demek, aslında Hazret-i Ali Efendimiz'e mensûb olan demektir. Yâni, bir kelimenin sonuna böyle "-î" getirilince Arapça'da, mensûbiyet ifade eder. İstanbul'a mensûb, İstanbulî dediğimiz gibi... Buna ism-i nisbe derler ama anlam çok açık: Hazret-i Ali Efendimiz'e mensûb olan... Bu mensubiyet, yâni gönül bağı, sevgi bağı, inanç bağı olarak mensûb olan demek... Bu güzel bir şey; çünkü Hazret-i Ali Efendimiz çok mübarek, çok muhterem bir kimse...

    Bu söz bazı kimseler için bir iftihar vesilesidir, bazı kimseler için de bir kuşku vesilesidir. "Ha, bu Alevî mi?.." filân diye, bir tereddüt vesilesidir. Hattâ bazen, bir soğukluk vesilesidir. Bunların çözülmesi lâzım, konuşulması lâzım, birilerinin konuşması lâzım!.. Ama, zaten konuşuluyor, gazetelerde de tefrikalar, resimler neşrediliyor. Basında bu konuyla ilgili çok eserler var... Ama, meseleyi iki bakımdan ele almak mümkün:

    1.Sosyolojik bir hadise olarak, Alevî diye anılan bir zümre var... İster Alevî diyelim, ister başka bir isimle adlandıralım bir zümre var... Bunun örfünü, âdetini, halini inceleyelim; tasvir edelim, ta'rif edelim, beyan edelim diye düşünülebilir. Bu herhangi bir sosyal vakıanın göz önüne alınması, incelenmesi demektir.

    2. Bir de, meseleyi ideal yönünden, hakîkat yönünden, doğruluk yönünden ele almak gerekebilir. Yâni tenkitçi bir bakışla meseleye eğilmek, kaynakları araştırmak, kaynakların sıhhatini araştırmak, yol hakkında bir puan vermek, doğruluğu hakkında söz söylemek...

    Ben şahsen, "Türkiye'de bir vakıa olarak Alevîlik var, Bektâşîler var... Onların ayinleri şudur vs." diye bir şey anlatmayacağım. Mademki bazı insanlar Hazret-i Ali Efendimiz'e muhabbet duyuyorlar ve ona bağlı bulunuyorlar, seviyorlar; ben de seviyorum, onlar da seviyorlar. Binâen aleyh, ben onlara yardımcı olmak istiyorum: Alevîlik nedir?.. Hazret-i Ali'ye bağlılık nasıl olmalıdır?.. Hazret-i Ali Efendimiz nasıl bir insandır?.. Yâni ben biraz Alevîlik konusunda köktenciyim galibâ, yeni tabirle... Kökünden, temelinden işi yeniden tanzim etmek istiyor ve bunun da faydalı olduğuna inanıyorum. Çünkü canlı bir konudur. Bazen, ihtilâf ve çekişme konusudur. Bir sosyal problem halindedir. "Türkiye de bizim vatanımız olduğu için, bu toprakların problemleri üzerinde düşünmek, konuşmak ve çözüm aramak, doğru çözümleri bulmağa çalışmak, güzel sonuçlara ulaşmağa çalışmak bizim aynı zamanda bir vatan borcumuz olduğundan da bu meselelerle ilgilenmemiz gerekiyor." diye eğiliyorum.

    Çözüm yolu da, Alevî kardeşlerimizin büyük gördükleri, hürmet ettikleri bütün şahısları onlara güzelce tanıtalım!.. Kaynaklarıyla tanıtalım, vesikalarıyla tanıtalım!.. Söz ilmin olsun... Herkes hakikate râm olsun, hakîkate teslim olsun... Çünkü Peygamber SAS Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: (Zül meal hakkı haysü zâle) "Hak nereye giderse, hakla beraber ol! Belli bir cephede, belli bir yerde durup da inad etme; hak nereye giderse, onunla beraber ol!.. Hakkın yanında ol!.. Hakikatın, gerçeğin, doğru olan şeyin yanında ol!.." buyuruyor.

    Hz. Ali’den Vecizeler

    Bir Sünnî ve Alevî çatışması için yine yıllardan beri çalışmaktalar. Sünnî ülkelerde Alevî azınlıkları destekleyip, organize ederken; Alevîlerin ve Şiîlerin ekseriyette olduğu ülkeleri de terörist ilan edip birbirlerine kırdırmak istiyorlar. Türkiye'de de benzer çalışmalar var.

    Bu oyuna gelmemeğe her iki taraf çok dikkat etmelidir. Sünnîlerin de Hazret-i Ali taraftarı olduğu, onu çok sevdiği vurgulanmalı, tarihteki eski ihtilaf ve çatışmaları günümüze taşımanın anlamsız ve yanlış olduğu iyice anlatılmalıdır. Dini yönden cahil ve kapalı toplumların aydınlanması, İslâm'ı iyi öğrenmesi, Hazret-i Ali'nin ve evlâdının yoluna girmesi için irşad ve tebliğ çalışmalarına çok önem ve ağırlık verilmesi, iki grup arasında yakınlaşma ve dostluğun sağlanması, bu konularda hepimizin görev yapması fevkalâde önemli tedbirler cümlesindendir.

    Tehlikeli Toplum Çatışmaları Ve Alınacak Tedbirler;  İslâm, Nisan 1996

    Erzincan, Başbağlar Köyü faciasını hiç unutmamak; bu acı hadiseden çıkartılması gereken tüm dersleri çıkarmak; bir daha tekerrür etmemesi için gereken bütün tedbirleri bundan sonra titizlikle uygulamak, olayın perde arkasını iyice aydınlatmak; katliamı planlayan, uygulayan ve onları saklayıp himaye edenleri mutlaka bulmak lazım...

    Görgü şahitlerinin ifadelerine göre, katiller, Sivas olaylarının ve eski 1938 Dersim isyanı harekâtının intikamını aldıklarını söylemişler. Bu ifadelerden onların kesinlikle ALEVİ oldukları ortaya çıkıyor.

    Hâlbuki Sivas Madımak otelinde çıkartılan yangından, boğulmak üzere olan birçok kişiyi cansiperane çalışarak kurtaranlar Muhsin Yazıcıoğlu'nun partisinden SÜNNİ kardeşlerimiz, halkı yatıştırmak için büyük gayret gösteren kişilerden biri çok değerli ve çok dindar Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu dostumuz. Demek ki olay kesinlikle Sünnililerle Aleviler arasında bir mezhep çarpışması değil, halkın inanç ve hissiyatını sorumsuzca tahrik ve rencide edenlere karşı bir reaksiyon. Yoksa şehrin Alevi mahallelerine karşı da bir hücum ve hareket olur, her yerde çatışma çıkar, kan gövdeyi götürürdü.

    1938 Dersim harekâtına gelince;

    Olay cumhuriyet hükümetinin, orada çıkan tecavüzleri ve isyanı bastırmak için, 1937 ve 1938 yıllarında yaptığı askeri bir harekâttır, Sünnilerle kat'iyyen ilgisi yoktur. O zaman devletin başında reisi cumhur olarak ATATÜRK ve hükümetin başında başbakan olarak İsmet İnönü (ve daha sonra Celal Bayar) vardı. Harekâta, Bakanlar Kurulu karar vermiş ve 3. Ordu birlikleri, uygulamıştır. Olayın Alevilik ve Sünnilikle ilgisi yoktur. Bunun sonucu haklı-haksız bölgedeki hem alevi, hem Sünni halk zarar görmüş, birçok canlar yanmış, birçok aile, başka yerlere sürgün gönderilmiştir. Hatta çok dindar, aklı başında, dürüst bir aile de, ta Çanakkale'ye bizim köye sürgün gönderildiği için işin mahiyetini iyi biliyoruz.

    Çoğunun, spor ayakkabılı 15–20 yaş arası, birazının da 20–30 yaş arasında bulunduğu söylenen katiller, bu olayın içyüzünü doğru bilselerdi, her halde "yaşasın PKK ve yaşasın SHP" diye slogan atamazlardı. (çünkü SHP'nin başında şimdi, o zamanki Dersim harekâtını uygulatan İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü var. Ama yine de katillerin ve PKK'nın o partiye bir sempati duydukları üzerinde ciddi olarak durmak gerekir.)

    Şehid edilenler bizim yakın kardeşlerimiz, hac arkadaşlarımız idi; sadece Sünni oldukları için, na-hak yere, suçsuz olarak, zulmen ve gadren öldürülmüşlerdir. Başkalarının intikamı, haksız ve mantıksız olarak onların üzerinde icra olunmuştur.

    Katiller, bu feci ve şeni cinayeti, bu kadar engelsiz ve pervasız, rahatlık ve kolaylıkla, bu kadar uzun süren saatler boyu, aheste aheste nasıl işleyebildiler? Ellerindeki telsizle kimden emir alıyorlardı? Civardaki askeri birlikler, karakol ve resmi daire telsizleri, bu telsiz konuşmalarını mutlaka duydukları halde, neden olaya hiç müdahale olmadı? Telsizde son katliam emrini, "hiç acımayın, hepsini öldürün" talimatını kim verdi? Yakalanan sanıkları söylenildiğine göre kimler Erzincan'a gidip, hâkim ve savcılarla konuşup, valinin ısrarına rağmen tahliye ederek salıverdi? Başından beri bu mazlumların feryatlarına karşı, bazı basında ve resmi mercilerdeki manidar ilgisizlik, sağırlık ve vurdumduymazlığın sebebi ne? Niye bu biçarelere sahip çıkılmadı, niye hâlâ üvey evlat muamelesi görüyorlar?...

    Bu soruların cevabı tatminkâr olarak verilemezse, birçok ilgili, şaibe ve zan altında kalacak, adalet teşkilatına ve hükümetin asayiş güçlerine güven zedelenecek, mağdur ve mazlumlar haklarını bundan sonra bizzat korumak, aramak ve sağlamak zorunda kalacaklar. Türkiye'nin iç ve dış itibarı, huzur ve düzeni büyük ölçüde zarar görecektir.

    Dikkat, kuşku, merak, teyakkuz, nefret ve dehşet içinde sabırsızlıkla bekliyoruz:

    Katilleri mutlaka bulun, hak ettikleri cezaları mutlaka verin. Ey ilgili ve sorumlular!

    Katillere, yakınlarınız bile olsa asla taviz ve yüz vermeyin ki siz de helak olmayasınız! 

    Neredesin Ey Gerçek Adalet!; İslam Ağustos 93


     


    Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

    0yorum yazılmıştır

      <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

      Pardus... Özgürlük İçin...