İslam’ı, en saf ve muteber, ana kaynaklarından dosdoğru öğrenmeğe; Kur'an-ı Kerim’i, Hadîs-i Nebeviyi en iyi tarzda anlamağa daimi gayret gösteriniz. Bid'atten, hurafeden, temelsiz bilgiden, bâtılı hak veya hakkı batıl sanma tehlikesinden şiddetle sakınınız...

  • Arkadaşlarım
  • Temmuz 2, 2009

    >> Hangisi İslami Metot?

    M. Şevket Eygi

    Bütün gruplar, cemaatler, fırkalar İslâm'ı yüceltmek istiyor ama ortada bir yığın metod var ve bunların bazısı birbirleriyle çelişiyor. Amaçları bir olan Müslümanlar bazı konularda anlaşamıyor, zıtlaşıyor. Öyle Müslüman gruplar var ki, azılı İslâm düşmanlarına karşı pek yumuşak ve anlayışlı, kendi din ve iman kardeşlerine karşı pek sert ve yavuz.

    Türkiye'ye son kırk elli yıl içinde dışarıdan hayli İslâmî metod ve ideoloji ithal edildi. Acaba bunların hangisi bize başarı sağlar, hedefimize ulaştırır? Bu konuda Ümmet'in akıllıları ve bilgeleri araştırma yapmalı ve neticeyi Müslümanlara bildirmelidir.

    Birbirleriyle uyuşmayan metotların çokluğu Ümmet'i bölüyor, parçalıyor, enerjiyi boşa harcatıyor ve vakit kaybettiriyor, fırsatları kaçırtıyor.

    Ülkemize ithal edilen metotların bazısını saymak istiyorum.  oku   Kalp

     

    Hazirane 6, 2009

    >> Esaslarımız



    İslam,  Hayat Tarzımız Ve Dünya Görüşümüzdür. İslam, Fert Ve Millet, Hükümet Ve Devlet, Medeniyet Ve Tüm İnsaniyet İçin Çok Gereklidir

    Sahte Tanrılarla İstikrar Ve Israrla Mücadele

    Her Zaman, Her Yerde Ve Her Şeyde Önce Allah Rızası

    İçinde, Âdemoğluna, Yaradılış Gayesine En Uygun Nasıl Yaşayarak Ulaşacağını Tarif Eden En Mükemmel “Kullanım Kılavuzu”, “Kullanım El Kitabı”, Kur’ân-ı Kerim’dir.


    İslam Anlayışımız, Kur’an-ı Kerim Ve Önderimiz Olan Sevgili Peygamberimizin Sünneti’ne Uygun Şekilde Olmalıdır. Sağlam Ve Sahih Kaynaklara Dayanırız; Bid'atten, Hurafeden, Temelsiz Bilgiden, Bâtılı Hak Veya Hakkı Batıl Sanma Tehlikesinden Şiddetle Sakınırız.


    İtikadın(İnancın) Doğru Olması, Dünya ve Ahirette Kurtuluşumuzun ve Mutluluğumuzun Sebebidir

    Mezhebimiz, Ehl-İ Sünnet Ve’l-Cemaat Mezhebidir

    Ahlakımız, İslam Ahlakıdır

    Takva, Zühd, Nefs Terbiyesi, Güzel Ahlak, İhsan, İhlâs, Zikir, Manevi Hayat, İlm-i Ledün Ve Marifetullah İlmi Olan İslamî Tasavvufa Bağlıyız

    Şeriate Övgü Ve Saygı; Çünkü Şeriat İslam Dini Demektir

    En Hayati İhtiyacımız Ve En Güçlü Silah: İlim

    İstikbalimizin Emniyeti, İstiklalimizin Korunması Ve Sömürüyü, Zulmü Yıkmak İçin Cihad

    Müslüman’ın En Mühim Ve En Ciddi İşi; Eğitim Ve Öğretim

    İrşad, Tebliğ, Ta'lim Ve Terbiye, Eğitim, Reklâm Ve Propaganda Yoluyla Henüz Müslüman Olmamış Milletlere Ve İnsanlara, İslam'ı Öğretip, Onların Doğru Yola, Hak Dine, Gerçek İmana Gelmesine, Hidayete Ermesine Çalışmak.

    Sağlık Hizmetlerini Yaygınlaştırmalı, Bedenen Sağlıklı Ve Kuvvetli Olmalıyız.

    Gıda Helal Ve Temiz, Beslenme Dengeli Olmalıdır

    Milletimizin En Mühim, En Aziz, En Yüce Varlığı; Canı Ve Ruhu; Varlığının Devam Şartı Ve Tüm Atılımları İçin Ana Kaynağı Olan İnancımızdan Kaynaklanan Milli Kültürümüze Sahip Çıkmalıyız


    İktisaden Kalkınmalı Ve İktisadımızı Bağımsız Hale Getirerek İktisadi Savaşı Kazanmalıyız

    İslam Yuvasının Kutsallığını Koruyacak, Aile Fertlerinin Eğitim Ve Öğretimini Sağlayacak Tedbirler Alınıp Uygulanmalıdır.        

    İslâm Âlemindeki En Büyük Eksiklik: Vahdet! Müslümanların En Tehlikeli, En Zararlı Düşmanı Tefrika! Birlik Ve Beraberlik Hakta Olmalıdır.


    Siyasî Seçimlere Mutlaka Katılmalı Ve Müslüman Olan İşinin Ehli Adaylar Seçilmelidir

    Anarşi, Terör Ve Bölücülük İçin Gerçek Hayatî Tedbirler Alınması Gerekiyor.

    Basın Ve Yayın Faaliyetleri, İslâm'a Hizmet İçin En Başta Gelen Ve En Verimli Araçlardır

    Yurt Güzelliklerinin Ve Tüm Değerlerimizin Korunması; Nurlu, Huzurlu, Erdemli, Mübarek Kentlerin Oluşturulması İçin Çevre Bilincinin Geliştirilmesi


    Cemaatleşmenin; Teşkilatlanmanın, Organize, Muhabbetli Bir Toplum Haline Gelmenin Çok Büyük Önemi Ve Sayısız Faydaları Vardır.

    Tekkenin Faaliyeti İslâmî Faaliyettir. Planlanarak Yapılan Bir Faaliyettir. Sıradan Bir Faaliyet Değildir Başka Grupların Faaliyetlerinden de Farklıdır; Üstündür, Moderndir, Sağlamdır. İhvânımızın Hayat Faaliyetleri İçinde Tekke Ve Tasavvuf İle Bağlılığı Tam Olmalıdır


    Âlimler, Yeryüzünün Nur Saçan Kandilleri Ve Peygamberlerin Halifeleri, Tüm Peygamberlerin Varisleridir

    Türkiye'nin AB'a (Avrupa Birliğine) Girmesi, Zaten Çok Kısıtlı Olan Hareket Ve Faaliyet İmkânlarımızı Toptan Yitirmemize Yol Açacak, Bizi O Toplulukta İstenmeyen Eritilmeğe Çalışılan, Ezilen, Hakları Çiğnenen Zelil Bir Azınlık Durumuna Düşürecek, Ülkemizi Kindar Millet Mensupları İstila Edecek, Büyük Ekonomik İmkânlarımız Tamamıyla Yabancıların Eline Geçecek, Yurdumuzun En Güzel Yöreleri Büyük Örgütler Ve Zengin Avrupalılarca Yağmalanacak, Binlerce Yıllık Şanlı Ve İmanlı Tarihimiz Son Bulacaktır 

    Laiklik Ve İrtica; Mahiyeti Anlaşılamamış Bir Efsane Veya Müslümanları Durdurmak Ve Uyutmak İçin Bir Masal Veya İslam Düşmanlarının Hain Faaliyetlerine Zemin Ve Fırsat Hazırlamakta Kullanılan Bir Kalkan


    Bizler Anadolu'nun Temiz Analarının, Kahraman Ve Çilekeş Hanımlarının Safında Yer Almalı Önlerinde Derin Saygıyla Eğilmeli; Eğitimleri Ve Hayatlarını Güzelce Sürdürebilmeleri İçin Gerekli Tedbirleri Almalıyız.

    İslami Giyimde, Kıyafetlerimiz Hem Çok Rahat; Namaza, Hacca, Yürümeye, Çevik Hareket Etmeye, Sıhhate Elverişli Olmalı; Hem Sıcaktan, Soğuktan İyi Korumalı; Hem Altını Belli Etmemeli Ve Göstermemeli; Hem Takvâya, Saygıya, Heybete, Vakâra, Zevke, Sevimliliğe, Güzelliğe Uygun Gelmeli; Hem De Terziye, Modacıya, Berbere, Ziynetçiye Çok Para Kazandıracak Şekilde Müsrifane Olmamalı, Ucuz Ve Ehven Düşmeli...

    Yılbaşı Gibi Başka Dinlere Mensup Milletlerin Dini Günlerini Kutlamaları, İçlerine Küfür Ve Putperest İnançlarının Karışmış Olduğu Batıl Görenek Ve Adetlerine Uymaları, Bu Vesilelerle Eğlenceler Tertiplemeleri, Hediyeler Alıp Vermeleri Müslümanlara Kesinlikle Ve Şiddetli Haram Ve Yasaktır, Çok Büyük Günah Ve Feci Bir Yanlışlık Olur; Müslüman’ın Din Ve İmanına, Vakar Ve Asaletine, İzzet Ve Şerefine Asla Ve Kat'a Uygun Düşmez.

    Misyonerlik, Malî Gücüyle, Geniş İmkân Ve Kadrolarıyla Sinsî Ve Sessiz Çalışır; İşi Taassuba, Haçlı Zihniyetine, Dinî Folklora, Bâtıl Hurafe Şenliklerine, Noel Baba Hediyelerine, Çam Ağacı Süslemelerine, Altınlı Yaldızlı, Debdebeli, Tantanalı, Şa'şa'alı, Göz Kamştırıcı Âyinlere, Bedava Tıbbî Bakım Ve İlâç Dağıtımına, Şifalı (!) Ayazma Sularına, Aziz Ve Azîzelerin (!) Gördüğü Uydurma Rüyalara, Korolara, Orkestralara, Oratoryolara, Filim Ve Romanlara, Hâsılı Binbir Reklâm Ve Propaganda Cambazlığına Döker, Para Dağıtır, Maaş Bağlar, Rüşvet Verir.

    Müstehcenlik Ve Ahlak Bozucu Neşriyatla Mücadele Etmeliyiz

    Alevîlik Konusu Aktüalite İfadesi Olarak Alınmamalı, Hazret-İ Ali Efendimiz'e Mensûbiyet Olarak Değerlendirilmelidir. Büyük Sosyal Önemi Vardır. Bu Konuda İlme Dayalı, Araştırmaya Dayalı, Salâhiyetli, Sağlam Bilgiler Konuşulmaya Başlanmalıdır Ve Bunun Memleketimize, Halkımıza Fayda Sağlayacak, Mutluluk Getirecektir.

    İç Ve Dış Siyasetle Mutlaka Ve Muhakkak Yakından İlgilenmeliyiz. Bu, Bizim Çok Mühim Dini Ve Milli Görevlerimizdendir

    Dış Politikada Anlamsız İnat Ve Taassuba Yer Vermeyelim, Körü Körüne Batı'ya Tâbi Olmayalım. Biz Hür, Şerefli Ve İzzetli Bir Ülkeyiz. Millî Ve Dinî Menfaatlerimizi Göz Ardı Etmemeli, Elimizdeki Avantajları Elden Kaçırmamalıyız.

    Yenidünya Düzeni Karşısında Dış Politikamız: Bu Küreselleşme Amerikanın Lafıdır."Yeni Dünya Düzeni" Diye, Etrafındaki İnsanların Zayıflığını Görüp, Kendi Güçlerini Görüp,"Bu Dünyanın Tek Sahibi Biz Olalım !"Demeleridir Açıkcası... Türkçesi Budur. Amerika’nın Dünyaya Hâkim Olması Demektir.

    Cumhuriyetten Sonra Gelişen Yeni Bir Tehlike De Ordu İle Halkı Birbirinden Soğutmak Veya Düşman Hale Getirmek: Ordu Mensuplarını Dinsizleştirmeğe Çalışmak, Ordudaki Dindarları Tasfiye Etmek, Orduyu Dinsiz Veya İslâm'a Hasım Gösterip, Halkın Gözünden Düşürmek, Orduyu Darbeye Teşvik Etme Gibi Tuzaklar...

    Demokrasi (Halk İdaresi) Ve Cumhuriyet (Toplumun Egemenliği), Birçok Ülkede Sadece Laftadır; Bir Oyun, Bir Aldatmaca, Bir Göz Boyama, Bir Reklâm Ve Propagandadır. İslâm’da Ehl-İ Hall vel Akd Denilen, Eşraftan, Takvâ Ehli Âlimlerden, Fâzıllardan Müteşekkil Bir Grubun Söz Hakimiyeti Esastır.

    Halkımız İmam-Hatip Okuluna Çocuklarını, İmam-Hatip Olsun Diye Göndermiyor; "Çocuklarım Kaybolmasın, Dinini İmanını Öğrensin!" Diye Gönderiyor. Kendisi Veremiyor Dini Tahsili, "Dînî Tahsilini Yapsın Da, Ne Olursa Olsun!" Diye Gönderiyor. Emperyalizm ve İç Destekçileri de İmanlı Talebeler İstemiyor.

     

     

    Mayıs 30, 2009

    >> Evrenin Kökeni ve Gelişiminin Gündeme Getirdiği Sorular

    Dr. Nidhal Guessoum*

    Şarika(Sharjah)’daki Amerikan Üniversitesi’nde Astronomi Profesörü

    “Bu kadar çok sayıda evren ve evrenin bu devasa büyüklüğü, hiçbir din özellikle de Batılı dinler tarafından yüzeysel olarak dahi olsa dikkate alınmamıştır.” 
                                                                                                                Carl Sagan

    “Göklerin ve yerin yaratılması elbette insanın yaratılmasından daha büyük [bir olay]dır, ama insanların çoğu [bunun ne anlama geldiğini] bilmezler.”   

     (Ğafir Suresi, 57. ayet)

    Yukarıdaki ayet-i kerime ve kendisinden önce gelen ibare, kozmolojinin bugün karşı karşıya kaldığı krizi özetlemektedir. O kriz de insanın bu evrene ilişkin nasıl bir tasavvur inşa edeceğine yöneliktir. İnsanın böyle bir tasavvurun oluşumunda önemli bir rolü olacak mı yoksa bunu göz ardı mı edecektir?

    Amerikalı astronom Carl Sagan, evrenin bu devasalığı karşısında şaşkındı. Ancak evren hangi kriterlere göre büyüktür? Burada ayet, ölçüyü insan olarak koymaktadır. İnsanı fotoğraftan yok ettiğimizde evren içinde canlılığın bulunmadığı soğuk, anlamsız bir yere dönüşmez mi? Bu fotoğraf, var olsa bile anlamı nedir?

    Kozmoloji daima bu sorunla karşı karşıya kalmıştır. Geçmiş zamanlarda insan kendisini evrenin merkezinde görmüştür. Hatta, filozof Seyyid Hüseyin Nasr ve Müslüman Sufi William Chittik’in ve bu çizgide olan diğer başka düşünürlerin açıklanmasına katkıda bulunduğu geleneksel İslam düşüncesinin ifade ettiği şekilde ruhaniyat, bu tablonun bir parçası olmuştur.

    Polonyalı astronom Kopernik ise devrim sayılabilecek buluşuyla heliosentrik teoriyi (Güneş merkezli evren teorisini) ortaya atmıştır. Bu teoriye göre bizim evrendeki, zaman ve mekândaki durumumuz hiçbir ayrıcalığı olmayan bir durumdur. Hiçbir özel değere sahip değiliz, kâinata ilişkin hiçbir rolümüz yok ve bu, kozmolojide temel bir ilke haline gelmiştir.

    Bu yazının amacı, modern kozmolojinin insanın düşünce ve inançlarına etkisi hakkındadır. Bu noktayı eskiden kozmolojinin insanla ve dini prensiplerle iç içe geçmiş olduğu yönündeki fikri desteklemek için irdeleyeceğim. Bu nedenle müsaade ederseniz geleneksel İslam kozmolojisinin prensiplerini bana izin verdiği ölçüde Kur’an-ı Kerim’den çıkaracağım:

    —Allah (c.c.), evrenin yaratıcısıdır, onun bu yaratması rahmetinden ve bağışlayıcılığındandır.

    —Evren belirli bir amaç üzerine yaratılmıştır.

    —O, Allah’ın kudretiyle varlığını sürdürmektedir.

    —Evren, unsurları ve olayları arasında küllilik, düzen ve uyum özellikleriyle ön plana çıkar. Buna dengelilik teorisi de denir. (Çağdaş düşünür Muzaffer İkbal)

    —Bu konuda aynı çerçevede değerlendirilebilecek birçok ayet-i kerime mevcuttur.

    “Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.” (Zariyat / 47)

    “İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Enbiya/30

    Ancak şunu söylemek gerekir ki, şu anki kozmoloji 20 sene öncesinden çok daha farklıdır, yüz ya da bin sene önce nasıldı varın siz düşünün.

    Kozmoloji hiçbir zaman felsefenin bir parçası olarak kabul edilmemiştir. Genelde bu bilimin astronomi fiziği ve cisimler fiziğiyle yakından ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu düşünceyi açıklamak için çağın başından 80’li yıllara, oradan da günümüze kadar kozmolojinin gelişim seyrini açıklamaya çalışacağım:

    Dönem

    Evrenin Büyüklüğü

    Evrenin Yaşı

    Evrenin Doğası

    Kadim zamanlar

    108 km.

    10 bin yıl

    Sabit

    19. yy

    1017

    Sonsuz

    Sabit

    1980

    1023

    10-20 milyar yıl

    Yavaş bir şekilde büyüyen

    Bugün

    1023

    13.5-14 milyar yıl

    Hızlı bir şekilde büyüyen

    Doğası gereği kozmoloji, salt bilimsel bir alan olarak kabul edilmemekte, bilakis bizim evrene bakışımızla, hayatımızla ve inançlarımızla yakından alakalı olmaktadır. Tıpkı Joel R. Primack ve Nancy Ellen Abrams’ın yazdığı “Evrenin Merkezinden” adlı kitaplarında açıklandığı gibi…

    Ve yine doğası gereği kozmoloji kendi alanına ilişkin (Evrenin temel ilkesi üzerine olan) teorilerinde, kavramlarında, araçlarında ve örneklerinde bazı soruları bize sordurmaktadır. Evren hakkında esaslı bir teorinin inşa edilmesi konusunda ortaya çıkan sonuçların insan ve din (teoloji) tarafından ciddiyetle ele alınmasını istiyorsak bu soruların yeterli bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Bu, McMullin’i, kozmoloji ya da evrene ilişkin efsanelere gözü kapalı bir şekilde inananları uyarmaya iten bir nedendir. Teologların (din adamlarının), sanatçıların ve düşünürlerin kozmolojiye katkıda bulunmaları gerekir çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi özel bir ilim dalıdır.

    Modern bilim, özellikle de insan, hayat ve evrenin çeşitli anlamlarını keşfetme konusunda daima acziyet içerisinde olmuştur. Herhangi birinin “bireysel patlama noktası”nı (dinden kaynaklanan yaratma terimi yerine kullanılan bir sözcük) bunun teolojik uygulamasını ve felsefî anlamını ele almadan tartışması mümkün müdür?

    Herhangi bir kişinin evrendeki fizik yasalarının doğasını tartışırken bu tartışmayı yaşamın varlığı ve insan zekâsıyla irtibatlandırmaması kabil midir?

    Farklı evrenlerin varlığını tartışırken bunun ne anlama geldiğini zikretmeden geçebilir miyiz?

    Açıktır ki bilim, insanın giderek hakkında daha fazla şey bilmek istediği ve önem verdiği konulara dair hiçbir şey söyleyemeyeceğini itiraf etmektedir.

    Şimdi ve kozmolojinin kompleks ve zor bir bilim dalı olduğu varsayımıyla, evrenin doğuşu ve gelişimi hakkındaki algımıza dair felsefi sorunlar ortaya çıkmaktadır:

    —Birinci neden, “Eski filozoflarla birlikte Aristo, İbn-i Rüşd, McMullin ve Hiller’in tartıştığı düşüncedir.

    Evrenin çok ince bir ayarla inşa edilmiş olması, evrenin içinde insanın rahat ve konforlu yaşayacak şekilde düzene koyulmuş olduğunu ifade etmektedir.

    Bunun örnekleri şunlardır:

    —Gökyüzü cisimleri arasındaki çekim, olduğundan daha az olsaydı, ne gezegenlerin oluşumu tamamlanır ne de hayatın kendisi sayesinde varlığını devam ettirdiği karbon gazı meydana gelirdi. Bu çekim, olduğundan biraz daha kuvvetli olsaydı evren oluşumuyla birlikte hızla çöküşe geçer, gezegenlerin oluşumuna vakit kalmaz, ayrıca ne karbon gazı ne da yaşam oluşabilirdi.

    —Doğada mevcut bulunan elektrik yüklemeleri daha zayıf olsaydı kimyasal reaksiyonlar yavaş olur ve dolayısıyla küçük kompleks varlıkların meydana gelmesi söz konusu olamazdı. Bu da yaşamın olmayacağı anlamına gelirdi.

    —Bu yüklemeler daha güçlü olsaydı kimyasal reaksiyonlar daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar, protonlar nükleitte (çekirdekte) daha fazla çatışma içerisinde olurlar, bu da hayatın oluşumunu engellerdi.

    Nükleer güç, evrende olduğundan daha zayıf olsaydı dutrium (hidrojenin benzeri olan madde) teşekkül etmez,  hidrojen helyuma o da karbona dönüşmez ve hayat olmazdı. Şayet bu nükleer güç, olması gerekenden biraz daha az olsaydı, helyumun He2 benzeri bir madde istikrarlı olur, bütün hidrojen helyuma dönüşür ve kompleks küçük canlılar meydana gelmezdi. .

    Uzay üç boyutlu olmasaydı gezegenler, atomlar, küçük kompleks varlıklar istikrarsız olur, ışık ve ses dalgaları birbiriyle uyumsuz olur, iletişim gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal olurdu. Bu hassas yaratılışı bihakkın ifade etmek açısından Carter'dan itibaren âlim ve mütefekkirler, insan anlamına gelen Yunanca bir kelime 'anthropos'tan 'anthrophi' ilkesini türetmişlerdir.

    Carter'ın 'zayıf' anthropi ilkesini şöyle açıklamak mümkündür: Evrenin yaşamın sürmesini mümkün kılan belirli fizik özellikleri vardır. Ayrıca, kozmolojiyle ilişkili olan herhangi bir teorinin bunu göz önünde bulundurması gerekir.

    'Güçlü' Anthropi ilkesine gelince, evrenin hayatın ortaya çıkması için bu tür özelliklere sahip olması ve tarihin herhangi bir döneminde gelişim göstermesi gerekir.

    —Richard ve Gonzales'e göre anthropi ilkesini bundan da öteye götürerek, sadece evren değil, galaksi, güneş sistemi, güneş, ay ve dünya, insanın var olması için özenle dizayn edilmiştir.

    —John Stone'un (son derece güçlü) anthropi ilkesine göre evren daha gelişkin ve insandan daha ileri bir varlığın neşv-ü nema bulması için hazırlanmıştır.

    —İslami anthropi ilkesi ise evrenin tamamının, insan için hazırlanmış ve onun hizmetine verilmiş olduğu düşüncesine dayanır.

    Her halükarda evrenin hassas bir şekilde inşa edilişi ve anthropi ilkesinin ortaya çıkışı şu soruları sordurtmaktadır:

    —Evrenin gelişimi açısından yaşam vazgeçilmez midir?

    —Yaşam, evrende nadir bir şekilde mi yoksa mebzul miktarda mı vardır?

    —Biz, mecazi anlamda düşük bir konumda mıyız yoksa merkezi bir konumda mı?

    —Yaşam ve insan, evrenin minyatürize edilmiş bir şekli olmak zorunda mıdır?

    Bu konuyla ilgili aşağıdaki gibi bazı değerlendirmeler, cevaplar ve sorgulamalar yapılabilir:

    Başka bazı evrenlerin varlığına inanan çoklu evrenler faraziyesi, bizim içinde yaşadığımız mevcut evrenin ötesinde olduğu müddetçe gözlemlenebilmesi imkân dâhilinde olan bir husus değildir. Bu evrenler hakiki ve gerçekte var olan evrenler olabilir ancak bizim evrenimizle herhangi bir bağa sahip olmadan varlıklarını sürdürmektedirler.

    —Evrenimizin böyle olduğunu ve daha farklı olabileceğini söylemek, niçin fazla sorgulanmaya ihtiyaç duymamaktadır?

    —Evren, ilahi yaratılışla tasarlanmış olup bu husus, Allah'ın evrenin yaratıcısı olduğu ve evrenin dinamiklerini de insanın yararına olacak şekilde yarattığı şeklindeki monoteist (tevhidi) ve semavi dinlerin ifade ettiği bir husustur.

    —İyimser fizikçilerin çıkmasını bekledikleri teori aracılığıyla daha sonra açıklanacak olan eşsiz evren, (Nihai teori ya da her şeyin teorisi)  evrenin varlığının ya da çoklu evrenlerin altında yatan nedeni bize anlatmalıdır. Bu teori sahiplerinin, söz konusu teorinin niçin nihai teori ya da her şeyin teorisi olduğunu açıklamaları gerekiyor. Yani kim ya da ne, bu teoriyi belirledi?

    —‘Evren, kendi kendini açıklar’ şeklindeki bir ifadenin aynı zamanda diğer bir karşılığı, ‘fasit daire’dir. Bu teori, iki uçlu bir teori olup evrenin kendi kendini yarattığını ve kendinin kendisini açıklayacağını söyler. Ancak bu iyimser teorinin nasıl açıklanacağı net değildir.

    —(Tıpkı Matrix filminde olduğu gibi) bu evren, ileri bir cinsin tasarladığı bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Ayrıca yukarıda saydıklarımız dışında da başka evren teorileri olabilir.

    İslami Bakış Açısı

    Dini nasslardan ve Müslüman düşünürlerin eserlerinden ortaya çıkan klasik İslami literatür, evrenin ve içinde olan her şeyin ilahi bir güç tarafından tasarlandığını benimser.

    Bu nedenle, evrenin hassas biçimde yaratıldığını söylemek, Müslümanlar açısından yeni bir şey değildir. Bu durum aslında mezkûr konuda çağdaş çalışmaların eksikliğini açıklar. Büyük filozof İbn-i Rüşd, yaratılan her şeyin insanla uyumlu olduğunu belirtmiş, ayrıca tüm bu nedenlerden dolayı bu evrenin ancak böyle olmasını isteyen bir varlık tarafından tasarlanmış olabileceğini ifade etmiştir.

    Ancak bu meseleyi son günlerde tartışan insan sayısı çok azdır. Çoğu kişi büyük bir acelecilikle, aşağıdaki ayet-i kerimedeki teshir (boyun eğdirme) kelimesine odaklanmaktadır: 

    “Allah'ın göklerdeki ve yerdeki her şeyi emrinize verdiğini(teshir), nimetlerini açıkça veya gizlice önünüze alabildiğine serdiğini görmez misiniz?”  (Lokman/20)

    Daha doğru bir şekilde ifade edersek evren sadece insan hayatının ortaya çıkması için düzenlenmemiş; aynı zamanda her şey insan için düzenlenmiş ve konulmuştur. Yine de insanlar arasında öylesi var ki, [Allah hakkında] hiçbir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir vahiy olmadan O'nunla ilgili tartışmalara girer.

    Bu nedenle ben, üst düzey Anthropi ilkesiyle İslami tasavvura işaret etmek istiyorum.

    İnsan ve Kozmoloji

    Primack ve Abrams geçmiş dönemlerin aksine şu anki çağımızda evrene ilişkin geniş çaplı görmezliği ve ihmali eleştirmekte, doğa bilimleriyle değerler dünyası arasındaki modern ayrım kültüründen bahsetmektedir.

    Primack ve Abrams, geleneksel kültürel ve hatta dini biçimlerin, bilimin aleyhine olmaksızın çağdaş kozmolojinin istifadesine sunulmasının yararlı olacağını düşünmektedir.

    İslam filozofu William Chittik, İbn-i Arabi’nin efsaneyle aklın insanın vakıaya ilişkin idrakinde aynîleştiği yönündeki sözlerine atıfta bulunmaktadır. 

    Primack ve Abrams’ın tezleri, kadim kozmolojide insan ve dünya nasıl ki evrenin maddi ve fiziki merkezini oluşturuyorsa bugün de, mecazi anlamda yeni bir kozmoloji biçimi geliştirerek insanı yine evrendeki eski merkeziliğine kavuşabileceği düşüncesine dayanmaktadır.

    Bu düşünceler aşağıdaki gerçeklere dayanmaktadır:

    —Biz, evrendeki en ender bulunan unsurlardan (yıldız tozundan) meydana getirilmiş varlıklarız.

    —Biz doğada bulunan cirim ve cisimler içerisinde orta büyüklükte bir hacme sahibiz.

    —Dünyamızın ömrü gezegenlerle güneşin ömürlerinin ortasında bulunmaktadır. 

    Modern Kozmolojinin Allah Kavramı ile Olan İlişkisi

    Primack ve Abrams, insanın Allah’a, onu algıladığı şekilde inandığını belirterek, tasavvurumuzun sadece beşerî değil, evrene ilişkin olgu ve ölçütlerden hareketle atomdan evrenin bütününe kadar bütün boyutlarda olduğunu kaydetmektedir.

    Bu iki düşünür, bilimin bu müthiş evrenden ayrı bir Tanrı tasavvurunu ortaya atmasının hayal ürünü olduğunu belirtirken bilimsel anlayışımızdan ortaya çıkan bir Tanrı tasavvurunun, bizim ürettiğimiz bir Tanrı olmadığını, bu tür bir Tanrının insanlığın hayalinden çok daha derin ve bilimin evrenin yerine geçerek onun adına konuşmasıyla ortaya çıkan bir Tanrı olduğunu belirtmektedir. 

    Bu Makale Faruk Bayraktar tarafından TİMETURK için tercüme edildi.

     

    Mayıs 30, 2009

    >> İslami Araştırmalar Kaynakları

    Kur’an ve Tefsir Araştırmaları Kaynakları

    Fıkıh Araştırmaları Kaynakları

    Hadis Kaynakları ve Hadis Araştırmaları

    Sahabenin Hayatı Kaynakları

    Peygamberler Tarihi Kaynakları

    Kelam-Akaid Kaynakları ve Araştırmaları

    Tasavvuf Kaynakları ve Araştırmaları

    Hz. Muhammed(s)'in Hayatı-Siyer Kaynakları

    İslam Tarihi Kaynakları

    Din Psikolojisi Kaynakları

    Din Felsefesi Kaynakları

    İslam Mezhepleri Tarihi

    Bilimsel Makaleler

    İslami Araştırmalar Siteleri

    İslami Dergiler

    Âlimler ve Önderler

     

     

     

     

     





    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

    Pardus... Özgürlük İçin...